Osmanlı Devleti, tarihi ve kültürel zenginlikleriyle dünyada benzersiz bir konuma sahiptir. Bugün, bu köklü geçmişin izini sürmeye devam eden Türkiye, Sultanahmet Camisi'nde yaşam bulmuş bir gelenekle karşımıza çıktı. 70 metre yükseklikte asılan "mahya", caminin zarif siluetini tamamlayarak hem yerli hem de yabancı turistlerin ilgisini üzerine çekiyor. Peki, mahya nedir ve Sultanahmet Camisi'nde neden bu kadar önemli bir yer tutuyor? Bu soruların yanıtları, Osmanlı tarihine ve kültürüne ilgi duyanlar için pek çok şaşırtıcı detayı barındırıyor.
Mahya, Osmanlı döneminde özellikle camilerin tepe noktasında yer alan ve ışıklarla oluşturulan yazılı ya da şekilli motiflerdir. Genel olarak Ramazan ayı gibi özel günlerde camilerin üzerine asılır. Bu uygulama, dini duyguları yüceltmek ve toplumu bir araya getirmek amacı taşımaktadır. Mahyalar, şairlerin ve sanatçıların elinden çıkmış, kelimelerin ışıkla buluştuğu muazzam bir estetik sunmaktadır. Sultanahmet Camisi’nin mimarisiyle birleşen bu gelenek, ziyaretçilere hem görsel bir şölen sunmakta hem de Osmanlı’nın tarihsel derinliğini hissettirmektedir.
20. yüzyılın ortalarına kadar camilerde yaygın olarak kullanılan mahya uygulamaları, zamanla unutulmaya yüz tutmuştu. Ancak, Sultanahmet Camisi gibi tarihi bir eser üzerinde mahyanın yeniden canlandırılması, bu geleneğin ne denli önemli olduğunu gösteriyor. 70 metre yüksekliğe yerleştirilen ve farklı mesajların yazılı olduğu mahya, hem mimari yapının görselliğine katkıda bulunuyor hem de ziyaretçileri geçmişe götürüyor. 18 ay süren bir çalışma sonucunda hayata geçirilen bu proje, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve ilgili kültürel ekiplerin iş birliğiyle gerçekleştirilmiştir.
Proje sürecinde, mahyanın tasarımında Osmanlı döneminin özgün kaligrafik ögeleri esas alınmıştır. Usta sanatçılar, kullanılan malzemelerin kalitesi ve estetik bütünlüğü üzerinde titizlikle durmuş, böylece tarihi dokuya en uygun mahya tasarımı ortaya çıkarılmıştır. Sultanahmet Camisi'nde yürütülen bu çalışma, sadece caminin değil, aynı zamanda Osmanlı kültürünün de yeniden canlanması anlamına gelmektedir. Tüm bunlar bir araya gelince Sultanahmet Camisi, tarihsel bir buluşma ve kültürel deneyim alanı dönüşmüştür.
Bunun yanı sıra, mahyanın yapılması sırasında gerçekleştirilen etkinlikler de büyük ilgi görmüştür. Yerli ve yabancı turistlerin akın ettiği camide, yapılan ışık şovları ve geleneksel müzik dinletileri, ziyaretçilerin ilgisini artırmış, caminin ruhunu canlı tutmuştur. Yıldızların altında ve Sultanahmet'in muazzam atmosferinde yapılan bu etkinlikler, tarih ve sanatın iç içe geçtiği bir deneyim sunmuştur. Geceleri caminin önünde yer alan mahya, ziyaretçilerin ilgi odağı olmuş, sosyal medyada pek çok paylaşım yapılmasına neden olmuştur.
Osmanlı'nın kültürel mirası ve geleneklerinin bu şekilde yeniden hayata geçirilmesi, sadece geçmişe sahip çıkmakla kalmıyor, aynı zamanda gelecek nesillere de önemli bir mesaj vermektedir. Mahya gibi geleneksel uygulamaların modern dünyanın içerisinde varlığını sürdürmesi, toplumun kültürel cohesiveness (bütünlüğü) açısından büyük önem taşımaktadır. Sultanahmet Camisi'nde yeniden belirginleşen bu gelenek, tarihsel mirasa duyulan saygının ve kültürel hafızanın yenilenmesinin bir göstergesi olarak öne çıkıyor.
Sonuç olarak, Sultanahmet Camisi’nde asılan 70 metre yükseklikteki mahya, sadece bir ışık ve yazıdan ibaret değildir. Bu uygulama, aynı zamanda Osmanlı'nın estetik ve manevi değerlerinin bir sembolüdür. Tarih, sanat ve inançların birleştiği bu görünüm, Sultanahmet Camisi’nin ruhunu bütünleşmiş bir şekilde yansıtmaktadır. Mahya, İstanbul’un tarihi silüetinde yerini almış, ziyaretçilerin gözünde bir kültür hazinesi olarak parlamaktadır. İstanbul'un kalbinde, Sultanahmet Camisi gibi bir yapının önünde durmak ve bu anı yaşamak, hem Türk hem de dünya kültür mirası açısından eşsiz bir deneyim sunmaktadır.