Son dönemde ABD ve İsrail arasında İran’a yönelik gerçekleştirilen operasyonlar, bölgedeki jeopolitik dinamikleri önemli ölçüde etkiliyor. İran’ın nükleer programı ve askeri faaliyetleri üzerine yapılan bu operasyonlar, her iki ülkenin de stratejik hedefleri doğrultusunda şekilleniyor. Ancak bu süreçte, müzakerelerin geleceği ve olası sonuçları konusunda pek çok soru işareti bulunuyor. Peki, ABD ve İsrail'in İran operasyonları nasıl bir aşamaya geldi? Görüşmelerin geleceği ne olacak? Bu yazıda, yaşanan gelişmeleri derinlemesine inceleyeceğiz.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonları, uzun yıllardır süregelen bir sorun olan nükleer program ve bölgedeki güvenlik tehditleriyle doğrudan ilişkilidir. İran, nükleer silah elde etme hedefleri doğrultusunda çeşitli faaliyetlerde bulunmakla suçlanırken, bu durum bölgedeki güç dengelerini sarsmakta ve değişen şartlar altında uluslararası ilişkileri karmaşık hale getirmektedir. Özellikle 2015 yılında imzalanan İran Nükleer Anlaşması'nın (JCPOA) sona ermesi, iki ülkenin ortak operasyonlarının temel sebeplerinden biri olarak öne çıkmaktadır. İran yönetimi, nükleer programını daha da geliştirdiğini ve bu konudaki çalışmalarını sürdüreceğini ifade ederken, ABD ve İsrail, bu durumu engellemek adına harekete geçmekte kararlıdırlar.
Son dönemde, ABD'nin İran'a yönelik ekonomik yaptırımları ve askeri varlığını artırması, İran’ın daha agresif tepkiler vermesine yol açtı. Bunun yanı sıra, İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine düzenlediği siber saldırılar ve istihbarat operasyonları, bu dönemde dikkat çeken unsurlar arasında yer almakta. Her iki ülke de İran’ın bölgede söz konusu olan güç dengelerini tehdit ettiğini ve bu tehdidi ortadan kaldırmak için işbirliği yapmanın önemini vurguluyor. Böylece askeri müdahale ve diplomatik müzakereler arasında gidip gelen bir strateji geliştirilmiş oldu.
Peki, ABD ve İsrail’in İran'a yönelik bu operasyonları, müzakerelerin gidişatını nasıl etkileyecek? Geçtiğimiz yıllarda, ABD'nin yeniden nükleer anlaşmaya dönme isteği, İran ile müzakerelerde geçici bir umut ışığı yaratmıştı. Ancak İran’ın nükleer programa yönelik faaliyetlerini arttırması ve bazı ülkelere yönelik düşmanca tutumları, bu süreci karmaşık hale getirmiştir. Bugün, ABD ve İsrail’in gerçekleştirdiği operasyonların, müzakereleri daha da zorlaştıracağı öngörülüyor.
Öte yandan, her iki ülkenin liderleri de müzakerelerin devam etmesi gerektiği düşüncesindeler. Diplomatlar, her iki taraf için de diplomatik çözümlerin gerekli olduğuna inanıyor. Ancak, ABD ve İsrail’in askeri eylemleri ve İran’ın karşı saldırı potansiyeli, müzakerelerin ne zaman, nerede ve nasıl gerçekleşeceği konusunda belirsizlik yaratıyor. Gelişen bu durum, yalnızca İran ile olan ilişkileri değil, aynı zamanda Orta Doğu’daki diğer ülkelerle olan dinamikleri de etkileyebilir. Özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ABD yanlısı ülkelerin tavırları, bu süreçte büyük bir rol oynayabilir.
Sonuç olarak, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonları, sadece askeri bir hamle olmaktan öte, geniş bir stratejik planın parçası olarak değerlendirilmektedir. Hem askeri hem de diplomatik boyutları içererek şekillenen bu bağlam, gelecekteki gelişmelerin önemli bir belirleyeni olacaktır. Her iki taraf için de hedef, İran’ın nükleer silahlara sahip olmasını engellemek ve bölgedeki istikrarı sağlamak olarak öne çıkarken, müzakerelerin zorluğuna rağmen net bir çıkış yolu arayışı sürmeye devam etmektedir. Bu karmaşık ilişki ağı içinde, yaşanan her yeni gelişme, hem bölgedekiler hem de uluslararası toplum için büyük bir önem taşımaktadır.